2 Notes

Dün

Nasılsın Asya?

Ömrüme ömür kattım biraz, belki bir gün, bir saat. Emin değildim. Koştum baktım, doğruymuş. Gözlerimle hissettim. Şimdi sorsan neredesin diye, bir koridorda duyduğum şarkıyı takip ederken çıktığım yolculukları anlatırım. Susarak anlatma hakkımı yanında kullanma özgürlüğüme gülümseyerek.

Çok süslü mü şimdi sence bu cümleler. Öyle değil mi? Oysa çay demledikten sonra sahip olacağımız bir tasvir bile gülmemiz için yeterli.

Ankara nasıl güzel biliyor musun? Biliyorsun.

Asya, ben ölürsem çok ağlama sakın. Burada herkes ölüyor. Sahiden ölüyor. Bana bir şey olursa eğer, de ki; ‘Gerçekten mutlu günleri oldu, olmadı değil.’ Yalandan ölürdük küçükken anımsar mısın? Bayılır gibi yere düşerdik. 2.37 saniye sonra bize merakla baktığını hissettiğimiz arkadaşımız yüzünden hemen kahkaha atardık. Sen böyle durumlarda telaş eden tiplerdendin. Hemen inanacak kadar saftın. Aceleciydin.

Bazı hakikatler var ki, insanı tüm ideallerinden kurtarıp, mütevazı bir yaşama sürüyor dedi dayım. Sence de haklı değil mi? Mesela düşün. Evinde kalan birisi için, sabah fırına gidip, üşenmeden, ıslık çalarak ki ayıp olduğunu bilmene rağmen, çıkan ilk ekmeği almak da bir emek değil mi? Esaslı bir mutluluk değil mi? Hele de şu yıllarda.

Öyle insanlar tanısaydım da Asya; yazı, kışı, yağmuru, ayazı dert etmeden bir ekmek alıp gelseydiler fırından. Hayatımızın üzerinde de çay falan demleseydik işte, ne bileyim. Bu gerçekleşseydi, elim ayağıma dolaşırdı kesin.

Dün böyle birini tanıdım Asya. Gerçekten tanıdım. Hak ettim mi bilmiyorum ama tanıdım.

Bu yazıyı yıllar sonra okuduğunda da her şey dün kadar yakın olsun, çok uzaklaşmamış olsun. Bilirsin yıllardır aşık olduğum birini, gün olup sevmemekten korkmuşumdur hep.

Sevgilerle.

Nihan.

“Fırınlardaki Emekli Ekmekler”

Replies

Likes

  1. pcaulfield posted this

 

Reblogs