February 2012
2 posts
Tezer, Pavese'yi Hep Severken
Çocuk, çıplak pencereden serin ve siyah tepelerdeki geceye bakıyordu ve gözleri önünde açılan bu görünümü şaşkınlıkla algılıyordu: Puslar üzerinde hareketsiz bir berraklık. Karanlıkta hışırdayan yapraklar arasında tepeler beliriyordu. Günün tüm izleri, yamaçlar, ağaçlar, üzüm bağları, tepeler üzerinde renksiz ve ölüydü ve yaşam yalnız rüzgâr, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiçti.
Günler, Rebiülevvel'den Önce
Beni unutmanın peri suretli ülkesine götür.
Numan abi hiç evlenmedi. Ama sevdi. Şehri çok iyi bilir, biraz yürüyelim mi diye gelirdi. Anafartalar’dan başlar, Cebeci’ye kadar devam ederdik.
Numan abi, mahalledekilere göre tabansızın tekiydi. Aklının yerinde olmadığının dedikodusunu yaparlardı. Arif komser, bir iftar yemeğinde Numan abinin bahsini açmıştı. Bir gün karakolu aramış; adını, doğum...
January 2012
2 posts
Güzden Kalma Güzel Gözler
Kalbime kim nüfuz ettiyse, orada birbirinden bağımsız kalabalıklar mesken tuttu.
İlk ikhamet:
Seni sevmeye sekiz yaşımdayken başladım. Önce annemle bir otobüse bindim. Dörtyol’dan geçip, Dışkapı’da indim. Hastanede. Çok hastalanırdım. Ateşim düşmez, hapşırık nöbetlerimden ciğerlerim ağrır, ağzımdan yaralar çıkardı. Yalnızlıktan hasta olur çocuklar.
İyileştiğim günlerde...
December 2011
3 posts
Dün
Nasılsın Asya?
Ömrüme ömür kattım biraz, belki bir gün, bir saat. Emin değildim. Koştum baktım, doğruymuş. Gözlerimle hissettim. Şimdi sorsan neredesin diye, bir koridorda duyduğum şarkıyı takip ederken çıktığım yolculukları anlatırım. Susarak anlatma hakkımı yanında kullanma özgürlüğüme gülümseyerek.
Çok süslü mü şimdi sence bu cümleler. Öyle değil mi? Oysa çay demledikten sonra sahip olacağımız...
Su oluklarına bakarak bir saat yürürsen, kendine...
Sokağım göz kamaştırıcıydı.
Yıllar akıp geçti. Bir hayli şey öğrendim, başka ışıklar gördüm, yani, bitkiye olduğu kadar insana da gerekli aydınlığın göklere, güneşlere ve denizlere göre değişen eşsiz renklerini bir bir saydım. Ama hiçbir şey, ne tabiat, ne de kitaplar, sokağım’daki güneşin o amansız, o değişmez beyazlığı kadar anılarımda yer etmedi.
Şüphesiz, bu göz kamaşması sadece içimden gelen...
November 2011
2 posts
.
Uzaktakini çağırıyordu en uzaktakini.
Mevsimlerin tekrar edemediği bir şeyi çağırıyordu,
gelmesi mümkün olmayanı.
Ve bir adım öne çıkıyordu mayıs.
Derindekini çağırıyordu, fırtınayı, tekneyi, yokluğu fark edilmeyeni.
İyiliği çağırıyordu cücelerdeki, kamburlardaki, kendi içine kıvrılanı çağırıyordu
gökadaların, çiçeklerin her şeyi içine alan sarmalını.
Parmağının ucuyla aşka dokunuyordu...
Raif Bey
Elime ne geçen her şeyi okuyor ve her okuduğum şeyin, ister Mösyö Lökok’un maceraları, ister Murat Bey’in tarihi olsun, tesiri altında kalıyordum.
Eski bir Roma tarihinde, Mucius Scaevola isminde bir murahhasın* düşmanla sulh müzakeresi yaparken, kendisine teklif edilen şartları kabul etmezse öldürüleceği yolundaki tehdide cevap olarak, kolunu yanı başındaki ateşe sokup dirseğine...
October 2011
3 posts
Bugün
İnsan sadece özlemekle kalmıyor, biraz da ölüyor.
Çetin
Durgunsun sular gibi,
İçli duygular gibi.
Gözlerinde sevda var,
Derin uykular gibi.
Ben,
Gökyüzüne sarıldım.
En azından denedim.
September 2011
3 posts
“ ”
“Freud tanısaydı severdi beni.” Sense bana boş boş bakmış, mutfak tezgâhının yanlış eğimi yüzünden ocak tarafında, su ısıtıcısının arkasında biriken suyu, süngerle almaya devam etmiştin.
– Bizim Büyük Çaresizliğimiz
“ * ” →
Peki ama sevmek için ne gerekir? İşte tam bu noktada nedensizliğin arsız kuşları üzerinize pisler. Ciddiyim, bir de bakmışsınız, seviyorsunuz. Biri çıkar karşınıza, balkon yıkamanın çok güzel bir şey olduğunu söyler, seversiniz. Bir başkası çıkar, çocukluğundan beri gülümsemenin dudaklardan, yüzlerden nasıl silindiğini takip ettiğini söyler, seversiniz. Bütün çocukların okuldan koşarak çıktığını...
August 2011
8 posts
Duvarsız Tuğlalar
Bazı şeylerin tarifi yok. Bazı acıların, bazı özlemlerin, bazı kadınların, bazı adamların.
Bazı kentlerin yalnızlığı yok. O kentlerde kimsesizlik hüküm sürüyormuş. Bilemiyorum, öyle anlattılar.
Bazı sessizliklerin sağır eden bir gücü var. Ama güçlü olmayı öğretir bir telefon neden sonra. Zil sesi tonu ne kadar saçma olursa olsun. Yeter ki çalsın. Çalsın. Çalsın. Bu devirde teknoloji iyi şey.
...
senanlamazsan:
/
Hiçkimse her an, her zaman yolculuğa çıkacakmış gibi tedirgin olamaz. Her yeni başlangıç biraz tereddüt büyütür içinde lakin, İzmir - Ankara mesela, genelde sekiz saat sürer, bazen sekiz buçuk ama zaten kimse bu kadar saat tedirgin kalamaz.
Ece Temelkuran
Gazeteci –Yazar Ece Temelkuran ölüm tehditleri alıyor. Hepimiz görüyoruz. Twitter’da açıkça onu öldüreceğini söyleyen kimseler var. Bir değil, beş değil.
Bu tehditlerde ifadesini bulan zapt edilemez nefret, cinai saldırganlık meşru mu? Değilse, nasıl oluyor da böylesine alenileşebiliyor? Ve biz niye ağzımızı bile açmadan öylece duralım?
Ece Temelkuran, Türkiye’nin en önemli gazetecilerinden...
Ne güzel yahu
İsmet Özel’in kitaplarının isimleri ne güzelmiş:
Hayatın Manası Versus Manalı Bir Hayat
Çatlıycak Kadar Aşki
Evlenseydik Boşanacaktık
Allah’ın Emri Zaid / Plus Peygamberin Kavli
Bileşenleriyle Basit
Neredeyizim
Toparlanın Gitmiyoruz
Henry Sen Neden Buradasın
Cuma Mektupları
Surat Asmak Hakkımız
Taşları Yemek Yasak
Waldo Sen Neden Burada Değilsin
Sorulunca Söylenen
...
'
- Sanki bu böyle nasıl diyeyim, içim yanıyor be içim yanıyor.
- Yanar bilirim. Yanar, yanar. Bir gün biri çıkar karşına, bütün dünyan alt üst olur. Ne diyeceğini, ne söyleyeceğini şaşırırsın. Doğru düzgün düşünemezsin bile. Bütün dünyan o olur. Yanındayken bile bir gün çekip gidecek diye korkarsın. Ne öpmeye kıyarsın, ne bakmaya. Ne zaman onu düşünsen, sol kaburgan ağrır. Ağlamak istersin,...
Ansız Ah
Seni sevmenin zamanı yok. Zamanla bir bağlantısı da yok. Ben seni dün de seveceğim, yarın da sevdim, bugün de severim.
Öğrendim. Ben seni böyle sevmeyi şarkılardan öğrendim. Vakitsizce, ansızın dinlediğim şarkılardan.
O şarkılar ağzındaki rüzgarları anımsatıyor şimdi bana. Annem de, “Özledin, ondandır.” diyor. Annem pek sevmiyor benim dinlediğim şarkıları. Özlediğimi anlıyor ama...
Emin Olduğumuz Tek Şey Tereddütlerimizdi
Çocukluğumuz soğuktu bizim. Gecekondular soğuk olur. Gençliğimizin de çok sıcak geçtiği söylenemez. Yaşlılığımızı da pek hatırlayamadan, göçüp gitmelerin derdindeyiz şimdi.
Ölmeden önce yapılması gereken 100 şey yaşamaktı. Yaşadık. Çok şehir görmedik. Çok denizi koklamadık. Çok kıyafetimiz olmadı. Ama rüzgârları kucaklamayı ihmal etmedik, malum mevsim yazdı. Binalarla çölleşen kentlerde ağaçlar...
July 2011
7 posts
“ ”
Anlatamayacağım. Bu insanlar “Guguk Kuşu” filmini de, Napolyon’un yaşamöyküsü filmini de, limana yanaşan beyaz bir yolcu gemisini de, vitrinlerdeki yeni sonbahar giysilerini de aynı gözlerle seyredebiliyorlarsa, elimden ne gelir?
- Tezer Özlü, Çocukluğun Soğuk Geceleri
Anı Yakalayamıyoruz Komserim
Bir yer aradım şu tüm kentlerin başı yaptığınız yerde. Bulamadım. (Ne klasik bir söylem Tanrım. “Gidecek bir yer aramak ve bulamamak.” Tanrım, sen de çok sıkıcısın son günlerde. Allah’tan şu anda konumuz bu değil.)
Gidecek bir yer yok. Gidecek bir yer olmadığını başka bir cümleyle anlatamam, o yüzden gidecek bir yer yok diye yazıyorum. Yalnızca sokaklar var, yollar var, ayaklarınız var. Oturdum...
Deva Yokuşu, Numara 13, Biçare/Ankara
Kıymetini bilemediğimiz mutluluğa borcumuzmuş ya hani mutsuzluk, oysa ben hiç de öyle kötü şeyler yapan biri olmadım. Gel gör ki, mutsuzluk hiç bırakmadı ellerimi.
Biliyorum biliyorum, tamam, kimseleri bırakmadı. Bir farkım yok diğer insanlardan. Ayrıcalıktan gelmiyor benim duygularım da, öğrendim artık. Buralarda, yemek yapmayı anlatmak kadar sıradan artık ayrılıklardan, acılardan, kırık...
Ayaklar, Yollar, Aşklar, Adamlar, Zamanlar,...
Yavaş yavaş yürüdüm. İnsan bazen nasıl da ihtiyaç duyuyor bir yere yetişme derdi olmadan yürümelere.
Yürüdüm. Yanımdan geçen adam, ‘Amın var mı?’ diye sordu. Ben de birazdan oturacağım vagondaki teyzeyi düşündüm. Yüzünün yarısında felç olmasına karşın, dönüp bana gülümseyecekti. Bu yüzden pek de önemsemedim o adamın sorusunu.
Yürürken de boş durulmuyor. İnsanları izledim, onlara fark ettirmeden....
He Shot Me Down Bang Bang
Seni bir gün en yakının ele verirse eğer, Öğren susmasını ve ağlamamasını. Bir kavanozun içinde mavi bir gül Yetiştir her gün daha çok yaşayan. Bir masalın ağzını kapat ve yat Geniş odalarda. Bir oksijen çadırında. O’na kötü bir şey olsun istedim. Bana aşık olsun istedim.
Lale Müldür
Elma Sahiplensin Az Sonraki Cümleleri
Odasız bir evin içinde yaşıyorum. Evin içindeki yalnızlık sağır edenden. Neyse ki camı var.
Oturuyorum camın önüne. Ben hep yorgunum, oturmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Gelen geçenlere bakıyorum, kimi zaman perdeyi aralayıp. Perdeyi aralamak her zaman kolay olmuyor ama. Cesaret istiyor ve ben her gün cesur değilim, böyle olduğumu düşünmeyin.
Oturuyorum işte camın önüne. Bazen gelip geçen...
June 2011
9 posts
/
Zeynep, belki ilerde kredi falan, bir aile mekiği alırız, pazar günleri eksi ikiyüz santigrat derecede piknik yaparız, bir düşünsene ben Merkür’e salıncak kurmuşum, sen yine de üşüyorsun, çok konuşuyoruz ve bir gün ayrılma düşüncesi bile, sarılma pratiği ile son buluyor en nihayetinde.
Şükran
Kaderden bahseder gibi oldun. Dinle şimdi.
Bir kadın vardı. Hiç koku alamıyordu.
Bir gün, mutfakta yemek yaparken, aniden sönen ocaktan dolayı zehirlendi ve hayatını kaybetti.
Güpegündüz.
Ve öylesine güzel bir kadındı ki.
Siz hep şikayetlenecek bir şeyler bulurken, o görünenin arkasındaki güzeli aramaya koyulurdu.
Mesela gün içinde güneşe gözünü kısmadan bakabileceğin saatler de vardı....
Onun adı Asiye
Gözleri ıslanmadan ağlayan bir kadın o.
Hep hüzünlü gördüğünüz, bir tebessüme muhtaç bir kadın.
Çirkin olduğunuzdan, güzelliğine inanmadığınız bir kadın.
Herkes gittiğinde geliyor yanıma. Haber vermeden geliyor. Ağlıyor ama bir damla gözyaşı dökmeden.
‘Ben nefes alıyorum aslında, ama ciğerlerim bunu fark etmiyor,’ diyor.
Hayaller kuruyor. Heyecanla. Ama hayalleri de taşıdıkları büyük umutlardan...
O,
Genellikle susarak konuşur. Bu pek iyi bir şey değil. Çünkü kimi zaman kulaklarınız patlayacak gibi oluyor.
Çok yürür. Çok yorulur. Hep de merak eder, bu yollar ne zaman bitecek diye.
Çok sarhoş olur. Ayıkken dünya dönüyormuş.
Tanrı’ya dua etmez. Onun başını şişirmekten korkar.
Tütünle nefes alır. Açık havaları sevmez.
Gün olur hapşırmamak için tüm gücüyle savaş verir. Çok yaşamak...
*
Güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem,
Eline sağlık Tanrım Leyla çok güzel olmuş,
Tanrım eline sağlık Dünya da çok güzel olmuş,
Keşke biraz ölmesem.
2 tags
May 2011
25 posts
Tanrı’dan Mektup
Ben böyle olsun istemezdim…
Mesela ölüm diye bir şey olmamalıydı. En sevdiğiniz insanı toprağın altına gömmemeliydiniz. Size yıllar verebilirdim, birbirinizi daha uzun sevebilin diye. Ama anlamadınız ki. Ölüm olmayınca yaşamın kıymetini fark edemediniz.
Açlık olmamalıydı asla. Kimse aç kalmamalıydı. Ama siz kağıt parçalarıyla, para mı diyorsunuz ne ise işte, sahibi oldunuz dünyanın. Oysa herkesin...
For Loneliness Sake
İnsanlar ile konuşurken, asıl söylemek istediklerinizi veya getirmeyi dilediğiniz eleştirileri onlara en açık şekilde söyleyemiyorsunuz. Üzülmesinler, tatsızlık çıkmasın diye. Bu yüzden yaptıkları her espriye gülüyor, söyledikleri sıradan cümlelerle bile aynı fikirde olduğunuzu belirtiyor, onları sürekli bir tebessümle dinliyorsunuz. Özellikle de en sevdiklerinizi.
Hayır, bu düpedüz...
Olacaksa en güzeli olmalıydı. Fincanı açmadık.
Little Miss Plucky
“…”
Daha hiç bilmediğimiz; hiç dinlemediğimiz şarkılar var. Sırf bu bile yaşamak için bir sebep, dedi.
Ona inandım ve ikna oldum diyemem ama, bir adım geri çekilip önümdeki maviliğe baktım.
O mavilik meğer denizmiş.
Jezebel
Nefes nefese kalınca, bir bardak virgül rica etti.
Farz et ki,
Farz et ki, kadife gibi bir tenim var. Enfes bir kahve tonunda.
Böylesine güzel bir teni pudralar, fondötenler ancak kirletebilir.
Saçlarım, narin bir kumaş gibi dökülüyorlar avuçlarının ortasına.
Güldüğüm zaman güven veriyorum gözlerine. Işıl ışıl incisel dişlerim.
Hatta tebessümlerim bile yetiyor bana hayran olman için.
Tanrı dudaklarıma özenle vakit ayırmış yıllar boyu.
Kokum öyle temiz; öyle...
Hepimiz biraz suçlu degil miyiz engel olamadığımız ölümlerden ve mutsuzluklardan...
– Kumral Ada, Mavi Tuna
Düssel Düsüsler
Bugün tren garına gittim.
Uzun uzun düşünmek için değil, uzun uzun hissetmek için.
Çok tren geldi, çok tren gitti. Çok insan vardı. Sahi neden bu kadar çok insan var?
İstasyonda öylece oturmak yerine, gidip bi bilet alabilirdim. Param da vardı. Keşke nerede olduğunu bilseydim. Alırdım bir bilet, inan alırdım.
Gazete aldım büfeden, hani şu müzeye daha yakın olandan. Diğerinden almak istemedim....